Diyâr-ı Şam

Diyâr-ı Şam

Özlemini duyduğum, Şam şehrinin ziyaret vakti gelip çatmıştı. Bu özlemle beraber diğer bir özlemini çektiğim Yahyalılı A. Ramazan Dinç hoca, efendinin de ziyarete gidilecek grupta bulunması ayrıca zevkimize bir zevk daha kattı. Onunla böyle güzel bir yolculuğa çıkmak, hak etmediğimiz halde Allah (cc)’ın bizlere bir ikramı, bir hediyesiydi. Yolculuk boyunca da anladığım, gerçek bir Allah dostu, yanında bulunanların hallerine göre hareket edip, onları zor durumda bırakıp, itiraz hallerini yaşatmak istemiyorlar. Onların bulunduğu ortamda nefes almak, cennet bahçelerinde nefes almak gibidir. Kâmil bir insana itiraz etmenin (Kur’an ve Sünnet dışında) ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu insan sonradan daha iyi anlıyor ama iş işten çoktan geçmiş oluyor. O insanın bizlere göstermiş olduğu engin şefkat ve merhametin Allah (cc)’tan bize bir rahmet olduğunu unutmayalım. Bizlerin günahlarına, kusurlarına ve usulsüzlüklerine rağmen bizleri idare edip, aman bu lokomotiften ayrılıp helak olmasınlar diye şefkat gösterdiklerine cân u gönülden inanıyoruz.

Bu gezimizde ilk durak yerimiz Maarratun Numan’da Hz.Ömer b. Abdülaziz’in kabr-i şerifi oldu. Büyüğümüzle onun huzurunda durduğumuzda; adaleti, şefkatle idare etmenin zevklerini yaşar gibi olduk, elhamdülillah. Ömer b. Abdülaziz’in yedi erkek çocuğu, yedi de kız çocuğu, başında bulunduğu sırada ruhunu teslim etme vakti yaklaştığında onlara şöyle diyordu, “Ben size ne mal ne de mülk bırakıyorum size ancak Allah (cc)’ı ve Rasûlü’nü bırakıyorum.” Çocukları da ondan daha kıymetli bir şey bırakmanı beklemiyorduk. Hanımı Fatıma hatuna vefatından sonra onu nasıl bilirsin diye sorulduğunda, belki onun kadar çok namaz kılan çok oruç tutan bulabilirsiniz ama Allah (cc) korkusundan onun kadar çok ağlayan birini bulamazsınız. Hz. Ömer b. Abdülaziz vefat ederken yakın dostuna şöyle vasiyet ediyor: “Üç halife defnettim, definden sonra üçünün de sol tarafını simsiyah gördüm, ne olur beni defnettikten sonra bak, beni nasıl göreceksin.” Dostu cenazesine baktığında hayatta olduğundan daha güzelsin diyordu.

İkinci varacağımız yerin Halep’de Camii Kebir’de Hz. Zekeriya (as) kabri şerifi olduğunu duyunca çok heyecanlanmıştım. Camii Kebir’e vardığımızda, hayatı çilelerle geçmiş bir peygamberin huzurunda bulunmanın burukluğunu yaşadık. Gözlerimin önüne bütün zorluklara rağmen İsa (as)’yı, annesi Hz. Meryem annemizin nasıl yetiştirdiği geldi. Etrafındakilerin çokluğuna iltifat etmeden vermiş olduğu mücadelesini hatırladıkça Allah (cc)’ın kendi yoluna hikmet ve güzel öğütle davet eden erlerini, özenle seçtiğini büyüğümüzün şahsında bir kez daha anlamış olduk. Buradan ayrılmak çok zor olsa da gideceğimiz yerler çok olduğundan üçüncü durağımız Hımıs’ta Hz. Halid b. Velid (ra)’in mütevâzi kabri şerifleri oldu. Efendimiz (sav); “O ne güzel bir kuldur, Allah (cc)’ın kılıçlarından bir kılıçtır.” sözüne mazhar olan bir sahabenin huzurunda bulunmanın hazzını tattık. Sahabe efendilerimiz onun için “uyumayan, uyuyanı uyutmayan adam” sözüyle de bir komutanın vasfını ifade ediyorlardı.

Yolculuğumuz devam ederken, akşam vaktinin girişi ile mübarek Şam şehrine ulaşmış olduk. Akşam namazını aramızda bulunan Allah dostunun imamlığında Emeviyye Camii’nde eda ettik. Emeviyye Camii bizleri, ecdâdımız Osmanlı’ya bir kez daha hayran bıraktı. O günki Osmanlı beldesi olan Şam şehrine ellerinden gelen bütün yatırımları yaptıklarına şâhit olduk. Emeviyye Camii’nin güzelliğini ve ihtişamını anlatacak kelimeler bulamıyorum, kardeşlerime tavsiyem, gidin görün hak verin. Emeviye Camii’nde Yahya (as)’nın Yahudi kavmi tarafından şehid edilen mübarek başları da orada bulunmaktadır. İsa (as)’nın ahir zamanda ineceği Beyaz Minare’yi de görmüş olduk. Ayrıca yatsı namazını mütakiben Emeviyye Camii’nde düzenlenen kutlu doğum mevlidine de katılmış olduk. O programa katılan ender şahsiyetlerden bazıları şunlardı: Hanifi âlimi Şeyh Abdürrezzak Halebi, kurra Şeyh Abdulkerim Racih, Fetu’l-İslam üniversitesinin genel müdürü Şeyh Hüsameddin Farfur, Filistin siyasi lideri Halid Meşal bunlardan bazılarıydı. O gecenin en güzel tarafı manevi bir büyüğümüzün oraya teşrifi ile hal ehli insanların kendilerini belli etmesiydi. O kadar güzel simalar vardı ki inanıyorum her biri ayrı ayrı mânevî görevlerin erleriydi. Sabah namazını Şeyh Muhyiddin-i Arabi efendimizin kabri şeriflerinin bulunduğu camiide eda ettik. Namazdan sonra hâfızların ezber vermeleri, cemaatin ilimle meşgul olması camilerin asıl hüviyetini bize hatırlatmış oluyordu. İşrak vaktine kadar cemaatin; ilimle, zikirle, Kur’an okumayla ve tefekkürle meşgul olmaları bizleri sevindiren taraflardı. Mânevî büyüğümüzün Kalemdar Camii imam hatibi Mustafa hocayı da, oradaki Kur’an okuyanlarla birlikte okutması ayrı bir neşe oldu.

Muhyiddin-i Arabi efendimizin manevi huzurunda bulunuşumuzun zevkleriyle oradan ayrılırken, Mevlana Halid Ziyaüddin-i Bağdadi efendimizin kabri şerifine ulaşmış olduk. Silsile-i şerifteki büyüklerimizden olduğundan A. Ramazan Efendimiz’in huzurda duruşu daha farklıydı. Ortamın havasından anlaşılıyordu ki mânevî bir alış veriş var. Bu mânevî alışverişin zevki de bizleri mest ediyordu. Belki de bizler orada olmasaydık kim bilir büyüğümüzün hâli daha nasıl farklı olurdu. Bizlerin kusurlu, günahkâr hali ortamın neşesini azaltıyordu. Sabah kahvaltısının ardından kırk ülkeden öğrencilerin okuduğu Ebu Nur Üniversitesini ziyaret ettik. Burada yetkililer bizlere okul ve işleyiş hakkında uzun uzun bilgi verdikten sonra genel yetkili Şeyh Salah, yapılan bu ziyaretten duydukları memnuniyeti bildirdi. Büyüğümüze karşı yapılan iltifatlara rağmen, O, maddeyle mananın birleşmesi gerektiğinin üzerinde duruyordu ve şöyle devam ediyordu: “Bâtılların yaşadığı gibi bir hayat yaşanmasın.” “Erkek ve kadınlar hayatlarını sünnete göre yaşamalı.” “Kalplerimizde ve gönüllerimizde hangi sevgi galip? Allah (cc)’a olan sevgi mi yoksa bunun dışındaki sevgiler mi.” “Her gün insanlar yataklarından kalktıkları zaman hemen tartıya çıkıp kilom kaç oldu diye bakıyorlar; bunun yerine benim kalbimde Allah (cc) ve Rasûlü’nün sevgisi ne kadar oldu onun yorumunu yapalım.” “Gafletin insanda meydana getireceği en kötü tesir şeytanın kafalarda halkalar oluşturmasıdır, eğer gaflete düşersek, zikirden uzaklaşırsak kafamızda şeytanın halkaları oluşur.” “İlim ilim diyoruz, hep dışında kalıyoruz, ilmin içerisinde irfanın, maneviyatın, ilahi sırların ve esrarın açılması lazım, benim asıl istediğim bu mânevi gıdalardır.”

Bu kısa bir günlük Şam ziyaretinde, sanki zaman dürülmüş günlerce yapmamız gereken ziyaretler kısa bir zamanda gerçekleşiyordu. Buradan Şeyh Abdulkerim er-Rifai’nin oğlu Şeyh Sariye er-Rifa’nin hâne-i saadetlerinde hasretle büyüğümüzü beklediğini haber aldık, oraya doğru yola çıktık. Şeyh Sariye bizleri hürmet ve tazimle karşıladı, büyüğümüze baktığı zaman elhamdülillah Rasûlün nurunu misafir etmek, onunla karşılaşmak bizim için ayrı bir şeref oldu. Yarın umreye gidecektim umre öncesi sizin gibi bir zatla tanışma şerefine nail olduğum için Allah (cc)’a hamd ediyorum. Efendimiz de, akılları ve gönülleri bir araya koyup insanlığın kurtuluşu için gayret etmemiz gerektiğini, insanların temiz gıda ile beslenip fıtratı bozacak şeylerden arındırılması gerektiğini vurguladı.

Buradan da sahabe-i kiram efendilerimizden bazılarının kabrini ziyaret ettik. Hz. Ebu Hureyre (ra), Hz. Ebu Derda (ra), Hz. Bilal-i Habeşi (ra), bunlardan bir kaçıydı, Emeviyye Camii yanındaki Osmanlı kapalı çarşısından da birkaç hediye alarak Şam gezimizi noktalıyorduk. Bu gezide şahid olduğumuz o kadar güzel anlar oldu ki, gezinin bitmesine hiç doyamıyorduk, Elhamdülillah kalplerimiz hissetti ki, bu gezi, mânen programlanmış bir gezi olmalı ki, uzun zamanda elde edilecek mesafeleri çok kısa bir zamanda elde ettiriyordu. Bize tahsis edilen arabanın Suriyeli şoförü büyüğümüze öyle bir muhabbet duydu ki gece ayrılıp sabah tekrar buluştuğumuzda, muhabbetinizden gözüme uyku girmedi, az bir uyuduğumda rüyamda da sizi görüyordum, müsaadeniz olursa Türkiye’ye gelip sizi ziyaret etmek istiyorum. Şam’ın sokaklarında hiç bilmediğimiz, tanımadığımız garip görünümlü insanların büyüğümüzün huzurunda Arapça dualar edip sonra hürmet ve tazimle ellerinden öpüp ayrıldığına şahit olduk. Gerçek bir Allah (cc) dostuyla birlikte olmamın zevkini anlatmakla bitirmemiz mümkün değildir, buradan kendilerine Allah (cc)’tan sıhhat ve afiyetle hayırlı uzun ömürler diliyorum.
Top